Delicesine (1984)
Film Özeti
Hayat bazen beklemediğin anda öyle bir çelme takar ki, neye uğradığını şaşırırsın. İşte Terry Brogan da tam o noktada. Omzu sakatlanan, kariyeri bitmiş eski bir futbolcu… Paraya ihtiyacı var, hem de acilinden. Bildiğin gibi değil, kapıda alacaklılar, falan filan. Tam bu sırada eski dostu Jake Wise çıkageliyor, hani şu biraz tekinsiz, biraz da kurnaz tiplerden. Terry’ye bir iş teklif ediyor: Kız arkadaşı Jessie’yi bulup geri getirmek. Abi, ne var ki bunda diyeceksin belki, ama dur bir dakika… Jessie kim mi? Oynadığı takımın da sahibi olan, zengin mi zengin bir adamın kızı. Yani öyle sıradan bir kız değil, anladın mı?
Terry, soluğu Meksika’nın o sıcak, tozlu sokaklarında alıyor. Jessie’yi buluyor, evet, buluyor… Ve o an, işte o an her şey değişiyor. Göz göze geliyorlar ve vallahi billahi, insan birini görür görmez aşık olur mu? Oluyormuş! Aralarındaki o elektrik, o çekim, resmen ekrandan fışkırıyor. Ama gel gör ki, bu aşk hikayesi öyle pembe dizilerdeki gibi değil. Çünkü ortada Jake Wise var, onun planları, onun bekledikleri… Ve elbette, o zengin babanın gücü, her şeyin üstünde bir gölge gibi.
“Delicesine” sadece bir romantik dram değil, dostum. İçinde aksiyon var, gerilim var, suç var… Taylor Hackford’ın yönetmenliğinde, Jeff Bridges’in o cool, biraz da dertli duruşuyla Terry’yi canlandırması, Rachel Ward’un Jessie olarak adeta parlaması… James Woods’un Jake Wise olarak yarattığı o tekinsiz, sinsi karakteri de unutmamak lazım. Harbiden, izlerken koltuğuna çakılıp kalıyorsun. Acaba Terry bu karmaşadan, bu aşk çıkmazından nasıl kurtulacak? Ya da kurtulabilecek mi… Bir yandan aşkın peşinden koşarken, bir yandan da kendini bir suç örgütünün tam ortasında buluyor. Of ya, ne denir ki? Bu film, 80’lerin o kendine has havasını, hem romantizmi hem de tehlikeyi aynı potada eriten nadir yapımlardan biri. Kaçırma derim, pişman olmazsın.
Yorumlar