Sex and the City (1998)
Film Özeti
New York’un karmaşası… Parlak ışıkları, hızlı yaşamı ve daha da önemlisi aşkın ve dostluğun iç içe geçtiği bir dünyada, dört kadın hayatlarını ve seçimlerini sorguluyor. “Sex and the City”, böyle bir yolculuğun tam ortasında yer alıyor. Tamam, harbiden burada sıradan bir dizi yok; bu, bir yaşam tarzı ve belki de bir dönemin simgesi. Yüzlerce kişi, bu karakterlerin hayatlarına dalarak kendi ilişkilerini sorguladı. Veya en azından, “Ben de böyle bir kadın olabilirim” dedi.
Gazeteci Carrie Bradshaw, bu serüvenin kalbinde. Hayatını kâğıda dökerken, kendi ilişkileri ekseninde aşkın karmaşasını sanata dönüştürüyor. Mr. Big… Onunla olan ilişkisi, tam bir tutku ve melankoli karışımı. Bazen yalnızca bir telefon görüşmesi, bazen de hayal kırıklıklarıyla dolu bir kaçış. Of ya, bu ikili ilişkisi işleri… Peki ya Miranda? Katı kuralları var, bir avukat olarak aşkı bile dava dosyası gibi ele alıyor. Erkeklerle ilişkilerini soğuk bir hesapla sürdürüyor. Ancak bu bazen başını belaya sokabiliyor tabii.
Samantha, grup içindeki çapkın ruh. Tek gecelik ilişkiler peşinde koşarken, aşkın derinliklerine hiç dalmadan hayatının tadını çıkarıyor. Herkesin gönlünü çalan bir serinlikte yürüyen bu kadın, aslında belki de aşkı en iyi anlayan karakter. Son olarak, Charlotte… Onun hayali ise basit: Mükemmel bir aşk ve o muhteşem düğün. Ama işin içine girdiğinizde, her şeyin o kadar da kolay olmadığını görüyorsunuz.
Bu dört kadın, hayatta kalma mücadelesini verirken, dostlukları ve aşkları sayesinde birbirilerine destek oluyor. Hayatın karmaşası, aşkın getirileri ve dostluğun anlamı… “Sex and the City”, bunları işleyerek, İzleyiciyi New York’un kalbinde bir yolculuğa çıkarıyor. Empati kurarak izlediğiniz, çoğu zamanda kendinizden bir parça bulduğunuz bir hikaye… Kendinizi bulurken, gülümsemekten alıkoyamayacağınız sahneleri ve duyguları bir arada sunuyor.
Yorumlar