Şahsiyet (2018)
Film Özeti
Emekli bir adliye memuru olan Agâh Beyoğlu, İstanbul’un kalbinde, Beyoğlu’nda tek başına geçen günlerinin sarmalında kaybolmuş bir adam… Kızı yurtdışında, eşi çoktan aramızdan ayrılmış. Yalnız, monolog gibi dökülen geceleri, sıradan bir hayattır onunki. Ancak hayatı, bir gün ansızın sarsılır. Doktorundan aldığı Alzheimer başlangıcı teşhisi, tüm gerçekleri yerle bir eder. Artık anılarını yitirecektir…
İşte bu noktada Agâh, belki de ilk kez, unutmanın aslında bir fırsat olduğunu düşünmeye başlar. Of ya, düşünsenize, eğer geçmişte yaptığı şeyleri hatırlamayacaksa, o zaman… İşte tam burada bir fikri canlanır kafasında. Planladığı fakat yıllardır ertelediği bir cinaye…
Çocukluğundan beri içindeki o bastırılmış dürtü, artık onu rahatsız etmemeyi seçmiştir. Kendi kendine bir oyunun içine düşer; Adaletin değil, kendi içsel hesaplaşmasının peşinde bir yolculuğa çıkar. Yani, hayatta kalabilmek için, belki de bir ömür boyu ertelediği o korkunun üzerine yürümek zorundadır. Vallahi, bu yol kolay değil. Ama kendini unutmanın, bir köşe ve bir zaman diliminde kurban olmaktan kurtulmak gibi bir durumdayken, her şeyin bünyesinde saklı kalmış bir cesaret barındırması, işte bu “şahsiyet” meselesi burada başlıyor.
Onur Saylak’ın ustalıkla yönettiği bu hikaye, Haluk Bilginer’in olağanüstü performansı ile birleşince, izleyiciyi sıradan bir film yolculuğundan çok daha derin bir dünyanın kapısına getiriyor. Hayatın anlamı, cinayet ve vicdan azabı; her an birbiriyle iç içe geçen kavramlar. İzlerken, insanın içindeki karanlıklar açığa çıkıyor. Ne diyebilirim ki… “Şahsiyet”, doğruyu bulma yolunda kaybolmuş bir karakterin yolculuğu, ve bu yolculuk, izleyiciye derin derin düşündürüyor…
Yorumlar