Camelot (2011)
Film Özeti
Camelot… Duyduğunda akla gelen ilk şey ne? Şövalyeler? Kral Arthur? Yoksa büyücü Merlin’in kudreti mi? 2011 yapımı bu sıra dışı dizi, sizi öyle bir dünyaya sürüklüyor ki, hayal gücünüzün sınırlarını zorluyor. Kral Uther’ın beklenmedik ölümüyle başlayan olaylar, hani vardır ya, her şeyin alt üst olduğu o an… İşte tam da o an, İngiltere karanlığa doğru sürüklenecek. Yaşanan kaos, kaybın ardından birçok canı yakacak, insanlar umut kırıntılarıyla hayatta kalmaya çalışırken, Merlin sıradışı bir plan yapmaya koyuluyor.
Arthur, Uther’ın gizli oğlu ve istisnai bir mirasçı. Onu karanlık gelecekte parlayan bir yıldız gibi bekliyor. Hızla değişen dünyada, genç Arthur’un kolları sıvamak zorunda kalacağını biliyor. Barışı sağlamanın, Britanya’yı yeniden birleştirmenin, babasının bıraktığı mirası ileriye taşımanın zamanı geliyor. Ama işte, her şey göründüğü kadar basit değil. Zira Arthur’un içindeki savaşçı ruh, onu türlü tehlikelerin beklediği bir yola yönlendiriyor. Gerçekten de, karanlığa karşı öne çıkmak kolay olmayacak.
Eğer Merlin onun yanında olmasaydı… Kendi içindeki mücadele, kaybettiği geçmişin ağırlığıyla birleşince, daha da büyütecek. Ama ne olursa olsun, Arthur asla pes etmeyecek. Vallahi, bu hikayede kaybedenlerin akıbeti pek de iç açıcı değil. Yüzleşmesi gereken düşmanlar, dost bildiği ihanetler ve daha fazlası onu bekliyor. Tamsin Egerton ve Jamie Campbell Bower gibi muhteşem oyuncuların etkileyici performansıyla zihninizde kalacak bu yapım, merak duygunuzu sürekli canlı tutacak. Kısacası, Camelot’un mistik atmosferinde kaybolmaya hazır olun… çünkü burası her an her şeyin olabileceği bir dünya. Kılıçların çaldığı, büyülerin sokullarında yankılandığı, tarihin yeniden yazıldığı bir serüven sizleri bekliyor. Bugün dahi, Arthur’un hikayesinin büyüsü üzerimizde hala etkili. Ne denir ki, hoş geldiniz Camelot dünyası…
Yorumlar